SÜPER LİG
Giriş Tarihi : 09-01-2023 09:33

Okan Buruk’un imza maçı

Haftalardır merakla beklenen Fenerbahçe-Galatasaray mücadelesinin kazananı 3-0'lık skorla sarı-kırmızılı ekip oldu. Dev derbiyi, her iki takımın penceresinden bakarak taktiksel açıdan inceledik.

Okan Buruk’un imza maçı

 

 

Spor Toto Süper Lig’de tarihi bir derbi geride kaldı ve Galatasaray, Kadıköy’de Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup ederek puan farkını 4’e çıkardı.

Maçın farklı bir skorla bitmiş olması bir yana, bana göre derbilerin yakın tarihinde bir deplasman takımının oyun içinde kurduğu en net üstünlüğü seyrettik.

Maça dair konuşacak çok şey olduğu için girişi fazla uzatmak istemiyorum. Direkt olarak başlayalım.

Kadroya göre şekillenen Fenerbahçe

Geride kalan 2.5 aylık dilimde Galatasaray, saha içerisinde kuvvetli ve zayıf olduğu yönleri net şekilde ortaya koydu ve buna göre bir şablon kazandı. Birkaç hafta süren ideal 11 arayışı da gün itibarıyla isimler değişse de rol dağılımının büyük oranda sabit kaldığı bir forma büründü.

Ancak Fenerbahçe’de durum böyle değil.

Daha evvel iki farklı içerikte de değindiğim üzere Jorge Jesus geldiğinden beri sarı-lacivertli ekibin artıları ve eksileri, sahaya çıkan kadroya göre değişkenlik gösteriyor.

Üçlü savunmanın yapabildikleri farklı, üçlü savunma+Arao kombinasyonunun yapabildikleri farklı, dörtlü savunmada farklı ve dörtlü savunmanın da iki dribblingci kanat ya da iki orta saha özellikli kanat ile yapabildikleri farklı.

Üç stoper, Arao ve Crespolu kadro Vodafone Park’tan 0-0’la çıkarken, dörtlü savunmayı iki forvet ve iki kanatla destekleyen Araosuz alternatif bir planda Karagümrük maçı 5-4 bitebiliyor.

Derinde karşılayan takımlara karşı üretici oyuncu sayısının düşük olması ve genellikle duran top, ön alan presi, orta blokta kazanılan toplar üzerinden forvetleri koşturma gibi farklı opsiyonlarla gol bulunması gibi etmenler düşünüldüğünde, Fenerbahçe’nin o gün oynayacağı oyun için açıklanacak ilk 11’i beklemek gerekiyor.

Jorge Jesus, Beşiktaş ve Trabzonspor deplasmanlarına 3-4-3 ile çıkmıştı.

Serdar ve Szalai’nin kenar stoper, Gustavo Henrique’nin rakip santrforla eşleşen merkez savunmacı, Arao ve Crespo’nun orta ikili olduğu bu denklemde sağ kanatta İrfan Can oynuyor, hücum hattının diğer iki üyesi de forvet özellikli oluyordu.

Fenerbahçe her iki maçta da rakibini orta sahaya kadar çekmiş, burada kanat oyuncularını da merkeze yakın tutarak fiziksel üstünlük kurmayı amaçlamış, pasörlere yaptığı baskıyla rakiplerini ofsayt tuzağına çekmeyi denemiş ve Beşiktaş maçında 70 dakika, Trabzonspor mücadelesinde de yaklaşık yarım saat başarılı olmuştu.

Bu planın her iki mücadelede de patlak veren iki tehlikesi vardı. Birincisi, topu kullanması gereken taraf Fenerbahçe olunca takımın çok kısıtlı kalıyor oluşuydu. Zira hem sette hem geçişte tek karar verici İrfan Can’dı ve o da başka bir destek birimi olmadığında kaleden uzaklaştırılıp sindirilebiliyordu.

Diğeri de bana göre en net şekilde Rennes’in ortaya çıkardığı, Trabzonspor’un ve birazdan irdeleyeceğimiz üzere Galatasaray’ın da yararlandığı ofsayt taktiğinin açığıydı.

Daha evvel anlattım ancak ilk defa okuyanlar olacağı için buna tekrar değineyim.

Savunmanın orta sahayla makası daralttığı, hızla çizgi kurabildiği bir ofsayt taktiğini merkezden delebilmeniz çok zor. Zira o merkezde iki yıpratıcı (Arao-Crespo) oyuncu, sizin pasörünüzün kolay top çıkarmasına engel oluyor ve bu oyunculardan kurtulana kadar geçen sürede forvet oyuncusu ofsayta düşüyor.

Oysa topu çizgilere indirmenin bir yolunu bulur ve çizgiden merkeze top atmaya başlarsanız, hem iki yıpratıcı orta sahanın baskısından kurtuluyor hem de çok ağır kalan Gustavo Henrique karşısında eşleşme yakayabiliyorsunuz. Maxi Gomez örneğinde olduğu gibi.

Derbiyi irdelemek için başladık satırların önemli bir bölümünü Fenerbahçe’nin bugüne dek gösterdiği ama az takımın işleyebildiği zaaflara ayırdık. Çünkü Galatasaray’ın tam olarak neleri iyi yaptığını algılayabilmemiz için bu etmenlere hakim olmamız gerekiyor.

Derbi 11’leri ve Okan Buruk’un çözülemeyen Galatasaray’ı

Okan Buruk, dört savunma oyuncusunun önünde bir üretici destek birimi (Oliveira) ve bir defansif karakterli oyuncu (Berkan) kullandığı, hareket alanını iyi değerlendiren ön üçlüyü de muhafaza ettiği şablonunda forvet değişikliği yaptı.

Sakatlıktan yeni dönen Icardi’yi bir kenara bırakarak, ilk 11’de başlaması muhtemel Gomis yerine yine daha fazla koşu temelli oynayan Barış Alper’i tercih etti.

Jorge Jesus, hem Trabzonspor hem de Beşiktaş maçlarında kullandığı formasyonu bu maça da taşıdı ama bu kez İrfan Can yerine sahada Rossi’ye yer verdi.

Bu değişiklik, mevcut formasyonla zaten topla üretmekte problemli olan bir takımın kendini tamamen ön alan presine adaması ve kontratak kovalaması manasına geliyordu. Yalnız burada bir parantez var, sahadaki oyuncu grubu içinde kontratakları doğru tercihlerle yönetecek bir parça da yoktu. Dolayısıyla topun kaleye uzak kazanılması anlam ifade etmeyecek, rakip ceza alanına yakın bölgelerde alınması gerekecekti.

Bunun için de Galatasaray’ı oyun kurmaya itmek, her oyuncuyla eşleşmek ve sahipsiz top bırakmamak gerekiyordu.

Galatasaray için de kilit nokta, rakip alana yerleşme kaygısı gütmek yerine topu hızlı şekilde kanat oyuncularına (ya da içe konumlanan Mertens’e) ileterek bu presten kurtulmak ve ofsayt çizgisini delerek pozisyon bulmak olacaktı.

Bunun için de başlangıç presini aşması gerekiyordu.

Kabataslak bir çizimle Fenerbahçe maça aşağıdaki gibi bir ön alan baskısı/eşleşme ile başladı.

İki santrforun stoperlerin üzerine gittiği, Rossi’nin de orta saha oyuncularından birine baskıya çıktığı bu düzende Okan Buruk, hem Oliveira’yı hem de Berkan’ı derine getirdi.

Bu sayede, öndeki üçlü baskıya karşı dört oyuncuyla top kullanabilmeyi ve bu oyunculardan en az birinin demarke şekilde oyunu yönlendirebilmesini amaçladı.

Temsili olarak Berkan’ı işareatlediğim, Rossi’nin baskısının Berkan’a çıktığı dakikalarda Oliveira’nın boş kaldığı bu yerleşim ilk gole kadar devam etti.

Ayrıca Sacha Boey ve Dubois da burada kolaylıkla pas opsiyonu haline gelmeyi başardılar. Zira Osayi ve Ferdi, arkalarındaki iki kanat oyuncusunu da kontrol etmekle yükümlü oldukları için çok öne açılamadılar. Gayrıihtiyari olarak açıldıkları her pozisyonda Kerem ile Serdar, Rashica ile Szalai açık alanda eşleşti ve üstünlük kurdu.

1-0 sonrası Jorge Jesus, Berkan ve Oliveira’nın rahat top kullanmasından rahatsızlık duydu ve Crespo’yu da ön alan baskısına dahil etti. Ayrıca Osayi ve Ferdi de rakip beklere kadar çıkmaya başladı.

Burada bir teknik direktörün düşeceği en büyük tuzak, bu dakikaya kadar olduğu gibi Berkan ve Oliveira’yı devire devire ayağa top çıkarma denemelerine devam etmek olurdu.

Yeni yerleşimde hem arkadaki 4v3’lük sayısal üstünlük ortadan kalktı hem de geçen sezon sıklıkla gördüğümüz üzere Berkan’ın sırtı dönük aldığı topları kaybetme riski ortaya çıktı.

Yine bu senaryoya da çalışılmış olacak ki, Fenerbahçe baskı hattını yukarı çektiği andan itibaren Galatasaray yüksek toplar üzerinden çıkmaya başladı.

İki forvet, iki bek, Rossi ve Crespo öndeyken, stoperlerin tamamı ağır kalıyorken orta yuvarlak ve çevresindeki havuza düşecek ikinci topları alabilmesi için sadece Willian Arao kaldı. Arao’yu da hemen her pozisyonda en az dört Galatasaraylı çevreledi.

Barış Alper, pek çok pozisyonda kendisinden fizik olarak çok daha üstün olmalarına rağmen Henrique ve Szalai’den top almayı başardı ancak alamadığı pozisyonlarda da Galatasaray istediği boşlukları buldu. Çünkü bu oyunculardan seken her top Kerem-Mertens-Rashica üçlüsüne gitti.

Üst satırlarda, Fenerbahçe’nin ofsayt taktiğini delmenin sağ-sol çizgiden içeri atılan toplar olduğuna değinmiştim. Henrique’nin kart gördüğü pozisyon, Barış Alper’in penaltı noktasında kaçırdığı gol ve daha birçok pozisyon bu şekilde gelişti.

Jesus, soyunma odasından değişiklikle döndü.

Dörtlü savunma ve yeni bir 45 dakika

Portekizli çalıştırıcı, ilk yarıda hem topu kullanamıyor hem de çok boşluk veriyor oluşu gereği ikinci devreye Henrique-Lincoln hamlesiyle başladı.

Hem bu değişiklik sonucu oluşan yeni formasyon hem de skorun Galatasaray lehine olması sonucu, ilk yarının aksine maçın kaderi Galatasaray’ın çıkaracağı ilk toplarda değil, Fenerbahçe’nin topu nasıl kullanacağı üzerinde şekillenmeye başladı.

45-70. dakikalar arası, Fenerbahçe’nin hala sahada üretken bir ayağa sahip olmayışı ve her iki forvetinin de sırtı dönük oyununun zayıf kalışı gereği pozisyona girmekte zorlandığı ancak ilk yarıdaki kadar kontratak imkanı vermediği, Galatasaray’ın da gidişattan hiç şikayetçi olmadığı bir dilim oldu. Başka bir deyişle oyun sıkıştı.

Skoru döndürmek için sahadaki oyuncu grubu yetersiz kalınca Jorge Jesus, sahaya İrfan Can, Zajc ve Valencia’yı sürdü. Bana göre buradaki en kilit hatası, bu değişiklikleri yaparken Arao’yu oyunda tutması oldu. Buna az sonra değineceğiz.

Okan Buruk, rakibinin hamleleriyle aynı dakikada Yunus’la sağ çizgide enerjiyi tazeledi ve Mertens’in yerine de oyuna Torreira’yı aldı.

Torreira değişikliği, dakikalar ilerledikçe savunma direnci düşen Oliveira’yı bu yükten kurtarmanın yanı sıra, Berkan’ın sol içte İrfan Can’a daha yakın konumlanmasına ve ondan kalan boşluğu Uruguaylı oyuncunun doldurmasına vesile oldu.

Deneyimli antrenör, kısa süre sonra oyundan düşen Oliveira yerine Midtsjö’yü sahaya sürdü. Midtsjö oyun tarzı gereği daha geri basan, rakip yarı alanda sırtı dönük topla buluşmayı tercih etmeyen bir oyuncu olmasına karşın, Fenerbahçe’nin olası baskısı ve topun zaten arkada kazanılacağı hesap edilerek bir güvenlik kiti oldu. Üç adet topun karşısında bekleyen orta saha varken Barış Alper’e istediği koridoru hazırlamak kolay olmayacağı için, santrfora da tek başına istasyon olan Icardi eklemesi geldi.

70. dakika ile skorun 2-0’a geldiği 78. dakika arası Fenerbahçe, rakibinin hamleleriyle beraber (kabataslak) şöyle bir yerleşimle sahada kaldı:

Bana göre Arao'nun sahada kalmasını geri dönülmez bir hataya dönüştüren etmen, oyuncunun maçın gidişatı fark etmeksizin top almak için stoperlerin arasına giriyor oluşu.

Sürekli stoper arasına girerek top almak, futbolcunun “Ben sırtı dönük top alamıyorum” deme şekli. Oyunda direkt olarak 4 hücumcu ve tamamen ileri çıkmayı bekleyen iki bek varken Arao’nun bu yaklaşımı, Zajc’ı orta sahanın göbeğinde tek başına bırakıyor. Gereklilik itibarıyla öne çıktığında da doğru konumlanamıyor.

Bu dilimde Galatasaray, rakibinin hemen her aksiyonunu orta blokta bozmayı başardı. Dahası, ilk yarıda olduğu gibi rakip alana atılan uzun toplardan seken her top Galatasaray’da kalmaya başladı.

Nitekim ikinci gol yine topu rakip alana şişirip, Zajc’tan seken sahipsiz topu kazanarak geldi. Benzerini pek çok kez değerlendiremeyen Galatasaray, Kerem’le golü attı ve hemen ardından İrfan Can’ın kırmızı kartıyla maçın fişi çekildi.

Sonrası tamamen Galatasaray’ın yönettiği ve neticesinde üçüncü golü de bulduğu bir 20 dakikaya sahne oldu.

Okan Buruk, bu sezon çıktığı büyük maçlarda deplasmanda Trabzonspor’la berabere kalmış, içerde Beşiktaş’ı yenmiş ve Başakşehir karşısında 7-0’lık sansasyonel bir galibiyet almıştı. Ancak bana göre, 7-0’lık mücadele de dahil olmak üzere taktiksel açıdan en net üstünlük kurduğu maç Fenerbahçe maçı oldu.

Süper Lig, Ekim ayının sonuna oranla bambaşka bir hal aldı.

Önümüzdeki yaklaşık 4.5 aylık dilim boyunca yeni içeriklerde buluşmayı diliyor, yazıyı okuyan herkese teşekkür ediyorum.
 

AdminAdmin