FUTBOL
Giriş Tarihi : 06-05-2022 01:37

Don Carlo'ya saygı kuşağı

Carlo Ancelotti'nin şahı, Pep Guardiola'yı mat etti... Real Madrid-Manchester City eşleşmesini taktiksel açıdan inceliyoruz.

Don Carlo'ya saygı kuşağı


Çocukluğunu Barcelona ve Ronaldinho sevgisiyle geçirmiş beni bile avazım çıktığı kadar “Dünyanın en büyük kulübü” diye haykırtan bu oluşum, futbol tarihine bir sezona sığabilecek bütün hikayeleri vermeye devam ediyor.

Geri dönüşlerin takımı, bu kez dünyanın en büyük makinelerinden Manchester City’yi saf dışı bıraktı ve çok yakıştığı arenaya, Şampiyonlar Ligi finaline adını yazdırdı.

Spor tarihinde hak ettiği övgüye uzak kalan karakterlerin tepesinde gördüğüm Carlo Ancelotti de kendi yuvasında yeni bir kupaya bir adım uzaklıkta.

Bu satırlarda, dünyanın en büyük kulübüne biriken hayranlığımı saklayamadan Real Madrid-Manchester City eşleşmesini inceleyeceğim.

Siyahla beyaz farkı: Casemiro ve Kyle Walker

Geçtiğimiz hafta Etihad’da oynanan ilk ayak, 7 gole ve belki 7 fazla gollük net pozisyona sahne olmuş, iki takım da birbirinin defansif zaaflarını işlemişti.

Bu zaafların temelinde iki oyuncunun eksikliği yatıyordu.

Real Madrid, Casemiro’suz kurduğu orta saha üçlüsünde Kroos, Modric ve Valverde’ye yer verdi. Bu üçlü, iki ceza sahası arasında mesafeyi genişletebilen ve sertlik sağlayabilen tek oyuncu barındırıyor ancak bu oyuncuyu savunma önünde tek pivot olarak kullanamıyordu.

İlk topları alan Toni Kroos’un temasa karşı zorlanması ve tempo yapamaması Real Madrid’in çıkışlarını güçleştirmiş, ayrıca arka dörtlünün önünde Kroos ve Modric’in kaldığı bu düzenin kesiciliği zayıflamıştı.

Ancelotti’nin bu sezon sıklıkla kullandığı, geçtiğimiz sezonlarda Zidane’ın da başvurduğu “Valverde’yi kanada atma” tercihi de ilk ayakta yoktu. Bu tercih hücum kısırlığı getirmesine rağmen Real Madrid’in yaş ortalaması yüksek orta sahasını çoğaltıyor, rakiplerin hücum etkinliği yüksek sol beklerini kısıtlıyordu. İtalyan antrenör, Zinchenko’ya karşı kanat orijinli bir atlet olan Rodrygo’yu sahaya sürmüş ancak Casemiro da yokken bu tercih geçirgenliği artırmıştı.

Doğal olarak Manchester City, ikisi maç başında olmak üzere 4 gol buldu ve çok daha fazlasını kaçırdı.

Peki Pep ve öğrencileri kalelerini neden koruyamadı?

Az sonra değineceğimiz çeşitli etmenlerin başında Kyle Walker’ın yokluğu geliyor.

Walker dünyanın en iyi geçiş hücumu savunmacılarının başında gelmekle beraber set içerisinde de rakiplerine karşı eşleşmeleri kaybetmeyen, City’nin set hücumlarında savunmayı üçleyerek ters taraftaki bekin ve orta saha oyuncularının öne çıkabilmesini sağlayan bir parça.

Guardiola, Walker’ın yokluğunda sağ bekte Stones’u kullanmış ve savunmayı üçleme görevini ona vermiş, Vinicius Junior’a karşı İngiliz oyuncuyu derinde bekleterek alan vermemeye çalışmıştı. Stones’un sakatlığı sonrası oyuna giren Fernandinho bu görevi göremeyeceği için tehlike başlamış ve direkt olaran Vinicius-Fernandinho eşleşmesinden bir gol gelmişti.

Ayrıca City, sahaya tek pivot Rodri ile çıkmıştı. Rodri, yay çevresini kontrol etmek durumunda olduğu için kenar ortalarında ceza sahasını dolduramıyordu. Real Madrid bir golü de böyle buldu ve Laporte’un bireysel hatasıyla birlikte üçlemeyi tamamladı.

70 dakikalık kilit

İkinci maçta Real Madrid adına Casemiro’nun sahaya dönüşü ve Valverde’nin sağ kanada geçişi, Manchester City için ise Kyle Walker’ın ilk 11’e girişi ilk maçın tersi bir senaryo doğurdu.

Özellikle ilk yarıda her iki takım da birbirine karşı pozisyon üretmekte zorlandı. Real Madrid, Walker’ın müthiş performansına karşı Vinicius’a koşu alanı hazırlayamayınca, sağ kanatta da Valverde gibi kanat orijini olmayan bir oyuncu kullanınca Benzema’ya top taşıyamadı. Haliyle Benzema ceza sahasından uzaklaşmak ve etkinlik bölgesinin dışında top almak zorunda kaldı.

İlk maçta David Alaba’nın santrfora karşı temassız oynamasından faydalanan Manchester City, hem onun yokluğu hem de Casemiro’nun varlığında Jesus’u ceza sahasına deviremedi.

Walker’ın sakatlığı ve Rodrygo-Camavinga’ya karşı İlkay-Grealish hamleleri

Kyle Walker’ın sakatlığı Manchester City adına iki potansiyel zaaf doğurma manasını taşıyordu. Hem Cancelo sağa geçecek ve oradaki savunma gücü kırılacak hem de sol bekteki Zinchenko ile bu eksiklik ikiye katlanacaktı.

Guardiola, bu dakikada beklerinden vereceği açığı orta sahasıyla telafi etmek için De Bruyne-İlkay hamlesi yaptı.

Aslında Ancelotti’nin Kroos-Rodrygo değişikliği çok yerinde ve kilit açıcıydı. Zayıflayan City beklerine karşı gerçek bir sağ kanat kullanacak, temposu eksilmiş Kroos’tan çıkacak ve oyunu yıkma şansı bulacaktı. Ancak bir dakika içinde İlkay hamlesi meyve verdi.

Maç başından beri savunma önünde tek pivot olarak Rodri’ye baskı yapmaya alışmış Real Madrid, İlkay’ın onun paraleline gelmesiyle birlikte merkezde delindi. İlkay’ın pasıyla büyük boşluk bulan Bernardo’nun servisi ve Mahrez’in nefis vuruşu pusulayı Pep’e çevirdi.

Golden sonra Ancelotti, orta saha ve hücum hattını 2’ye 4 şekilde bölmeye karar verdi. İki hamleyle merkezi Camavinga-Valverde’ye teslim edip ön üçlünün arkasına Asensio’yu attı. Hücumda sayısal çoğalma ve alınan riskler, arkada da boşluk vermeyi getirecekti. Burada, Ağustos ayında başka bir içerikte transferine dair soru işaretlerimi paylaştığım Grealish devreye girdi.

Pep’in elinde dünyanın en etkili kontratak silahlarından Sterling varken Grealish’i oyuna atmasının bir numaralı sebebi, mali karşılığından da anlayacağımız üzere transferindeki ısrarı. Grealish, üç kez tamamen kapatabileceği maçta pozisyonları harcadı ve mucizeye zemin hazırladı.

Real Madrid’in ilk golü şu ana dek üzerinde durduğumuz zincir ile geldi. Camavinga’nın topu kestiği yer, normal şartlarda Walker’ın doldurduğu ancak Cancelo’nun koruyamadığı bölgeydi. Benzema topu çevirirken ceza sahasında forveti çoğaltan Rodrygo vardı.

Aynı Rodrygo, uzatma dakikalarında oyunu sağdan genişleterek taşıdığı topu Benzema’yla yüzü dönük buluşturdu ve turu getiren penaltı doğdu.

Her ne kadar mucizevi bir senaryo barındırsa da Carlo Ancelotti’nin yaptığı tüm hamleler sahada performans karşılığı buldu.

Sinekten yağ çıkarmak

Ancelotti, Bayern’den oyuncu grubunun idman memnuniyetsizliği ve toplu eleştirisiyle ayrılmıştı. Napoli ve Everton serüvenleriyle beraber, kendisinin Mourinho gibi düşüş periyoduna girdiğine dair bir intibamız oluşmuştu.

Don Carlo, bu yaz Real Madrid’den aldığı teklifle hem kendi kariyerine, hem kulübün kaderine hem de oyuncu grubuna olağanüstü bir dokunuş yapma fırsatı buldu.

Çok büyük oyunculara sahip olmasına rağmen Real Madrid kadrosu problemli bir kadro. Takımda güvenilir ve oyunu geride kabul etmeyi sağlayacak bir savunma dörtlüsü oluşmuyor. Modric dışında orta sahanın üretici parçaları tempolarını kaybetmiş durumdalar. Bu tempoyu sağlayabilen oyuncular topu yeterince domine edemiyor.

Hücum hattında müthiş bir Vinicius-Benzema ikilisi var ancak oyunu sağ kanattan genişletmek kolay değil. Bale tamamen rotasyon dışı, Asensio ise topla mesafe kat etme ihtiyacından uzak kalıyor. Rodrygo ilk 11’de oynarken rakipler etkili bir derin savunmayla iki kanat oyuncusuna alan vermeyerek Real Madrid’i kilitlemeye çalışıyor ve zaman zaman başarılı da oluyor. Ayrıca bu senaryo, orta saha üçlüsünü sağ kanattaki Valverde ile destekleme fikrini de taca çıkarıyor.

Böyle bir kadronun kendisini belirli ve kült bir oyun kimliğiyle tanımlaması kolay değil. Rol dağılımlarının iyi yapıldığı, bireysel açıdan maksimum performans alınacak ve hemen her maçta yüksek dikkat gereken bir antrenörlüğe ihtiyaç duyuyor. Çünkü Real Madrid, her maçta farklı sorunlarla karşılaşarak antrenör dokunuşuna mahkum kalıyor.

Başardığı onca şeye rağmen, birkaç ay öncesine kadar “tarihin en iyileri” sınıfında unutulan Ancelotti, bu sezon hepimize teknik direktörlük dersi veriyor.

Maç analizi diye başladık ama olması gerektiği gibi bitirelim;

Bu satırlar, kendi adıma Don Carlo’ya saygı kuşağı olarak kalsın…

AdminAdmin